




| Ana Sayfa
| Haberler |
Yaylalar| Giresunlu Ünlüler
| Giresun
Adası
| GÖRELE | Dayli Köyü
|
| Giresun Halk Dili
|Resimler | Giresun Önemli Telefonlar
|Bunları
Biliyormusunuz? |
______________________________________________________________________________
Daylı Köyü[1]
Daylı köyü Görele ilçe merkezine 4 km mesafede olup, ulaşım asfalt ve beton yoldan sağlanmaktadır. Resmi kayıtlara göre 05.02.1947 tarihinde köy tüzel kişiliği, köy kanunlarındaki değişiklik nedeniyle tekrar onaylanmıştır. Görele’nin nüfus bakımından büyük köylerinden biri olan Daylı köyü, 1997 yılı kayıtlarına göre 210 hane ve 305 nüfusa sahipti. 2000 yılı nüfus sayımlarında ise köyün nüfusu 319 kişi olarak tesbit edilmiştir. Daylı köyünü Emin Önder[2] şöyle anlatmaktadır. "Milattan önceki yıllarda ve ilk çağlarda köyümüzde ve çevremizde Cenevizliler, Romalılar, Bizanslılar ve daha sonra Pontus Rumları yaşardı. 1204 yılında Trabzon’da kurulan Pontus Rum devleti 1461 tarihine kadar köyümüzü ve tüm Doğu Karadeniz bölgesini yönetti Büyük Türk Padişahı Fatih Sultan Mehmet 1461 tarihinde Trabzon’daki Pontus Rum Devletini ortadan kaldırınca şirin köyümüz, çevremiz ve tüm Doğu Karadeniz bölgesi Türklerin eline geçti. Yani o tarihten sonra Türkler buraya geldi. Köyümüze gelip yerleşen ilk Türk boyları Çepni Türkleridir. Bu Çepni Türk boyları Orta Asyadan ve Horasandan gelerek Eynesil, Tirebolu arasına yerleştiler. Bu Çepni Türkleri dini yönden şiilik mezhebine bağlıydı. Hz. Aliye sevgi ve saygı bağlılıkları nedeniyle çevremizde kurdukları köylere Ali ile bitişik isimler verdiler. Örneğin: Şah Ali, Terzi Ali, Bozca Ali gibi Ayrıca büyük Görele deresine de Elevi veya Alevi deresi ismini verdiler. Yavuz Sultan Selim zamanında şiilik mezhebi dışlanınca ve sonradan yeni gelen insanların da etkisiyle köyümüz halkı dini yönden bugünkü gibi ibadetlerini yapmaya başladı. Emin Önder Daylı köyü hakkındaki bilgilere şöyle devam etmekte….
Halkın başlıca geçim kaynağı hayvancılık ve tarım ürünlerine dayanıyordu. XIX. yüzyılın başlarına kadar köyümüzde ve bölgemizde de bugünkü gibi ağaçlar ve fındık bahçeleri yoktu. Arazi İç Anadolu gibi çıplaktı. Yalnız üzüm ve bağcılık çok ileriydi. Romalılar ve Pontus Rumları zamanında üzümden şarap imal edilirdi. Üretilen şaraplar yelkenli gemilerle İtalyaya ve Fransaya sevk edilirdi. Daylı köyünün birçok bölgesinde o zamandan kalma şarap yapımında kullanılan taşlardan yapılmış şarap küpleri görülmektedir.
1890 yıllarına kadar köyümüzde mısır yerine buğday ekilirdi. Köyün bir sene doğu cephesine buğday ekilince batı cephesi otlak olarak kullanılırdı. İkinci sene nadas yani dinlendirme yöntemi uygulanırdı. Yani bu kez doğu cephesi otlak olarak kullanılır batı cephesine buğday ekini yapılırdı. Fındık üretimi 150 seneden beri sürdürülmektedir.
1796 tarihinde çevremizde ve köyümüzde daun denilen kolera veya veba cinsinden öldürücü salgın bir hastalık görüldü. Bu salgın hastalık diğer köylerde olduğu gibi Daylı köyünde de büyük tahribat yaptı. Bir çok ocaklar söndü. Köy halkının yarıdan fazlası bu korkunç hastalıktan kırıldı. Halkın kalan kısmı Giresun taraflarına göç etti. Bugün köyümüzde yaşayanların bir kısmı bu salgın hastalıktan köyü bırakıp kaçtıktan sonra tekrar köye geri dönenler ile sonradan başka yörelerden gelen insanlardır.
Daylı köyü 1750 yıllarına kadar Eynesil kalesindeki Voyvodalığa bağlıydı. Eynesil kalesinin tahribinden sonra Voyvadalık merkezi bugünkü Çavuşlu oldu. Kuğuoğulları 1750 tarihinden 1830 tarihine kadar Görele’yi ve köyümüzü derebeylik yönetimiyle idare ettiler. Bu seksen senelik süre içinde gerek Daylı köyü gerekse diğer köyler çok acı ve çok çileli günler yaşadı. Bu meyanda Kuğuoğulları 1780 yıllarında köyümüzün Dereyanı mevkiine şato şeklinde bir konak yani derebeyi sarayı yapmaya başladı. Sarayın taşları kırılıp hazırlanmaya başladı. Temel atma ve toprak hafriyatı yapıldı. Köy halkı derebeylerinin köylerine gelip yerleşmesini istemiyorlardı. Kalyoncu oğullarından bir genç derebeyinin oğlunun başını dere yanında kesince Kuğu beyleri saray yapmaktan vaz geçti. Köy halkı da rahat bir nefes aldı.
Birinci dünya savaşı başlayınca 30 Temmuz 1916 tarihinde köyümüz Rus askerlerince işgal edildi. Köyümüzde bir çok vatandaşlar Rus ordusunun içinde bulunan Ermeni askerleri tarafından öldürüldü. Köy medresesi yıkıldı. Bazı köy evleri yakıldı. Köy halkının bir kısmı işgalden önce köyü terk ederek Giresun-Ordu taraflarına göç etti. 13 Şubat 1918 tarihinde düşmanın çekilip gitmesi üzerine göç eden halkın bir kısmı tekrar köyümüze geri döndü. Köyümüzün ve Görele’nin yetiştirdiği ilk Devlet adamı eski Milli Eğitim Bakanlarımızdan hemşehrimiz Hasan Âli Yücel’in büyük babası Posta Telgraf Nazırı yani Ulaştırma Bakanı İmamoğullarından Hasan Âli Efendi’dir.
Hasan Âli Efendi, Daylı köyünde doğmuş; Daylı köyünde büyümüş ve 25 yaşlarında iken memur olarak köyden ayrılmış. Posta Telgraf Nazırı, yani Ulaştırma Bakanı olunca 1870-1895 yılları arasında nazırlık yapmış. Köyümüzden bir çok vatandaş İstanbul’a giderek nazırdan birer iş, memuriyet istemişler. Nazır da köyümüzden giden her kişiye birer iş ve memuriyet vermiş.
1875 tarihinde Görele’den İstanbul’a bir heyet giderek Görele’nin ilçe olmasını talep etmişler. O tarihe kadar Görele Tirebolu’ya bağlı bir nahiye yani bucak olarak yönetiliyordu. Hasan Âli Efendi Görele’nin ilçe olmasını 1875 tarihinde gerçekleştirdi. Torunu ise Milli Eğitim Bakanlarından Hasan Âli Yücel de köyümüze üç derslikli bir ilkokul, bugünkü lise binasını ve Soğuksu mahallesindeki Hasan Ali Yücel ilkokulunu yaptırdı.
Köyümüz halkından Karahacıoğullarından Hasan Ağa 1905-1909 ve oğlu Mehmet Ağa da 1922-1926 tarihleri arasında Görele belediye başkanlığını yaptı.
Köyümüzde muhtarlık görevi yapanlar; Çıtlak Ailesi, Ataköy’den Kahyaoğlu Ahmet Efendi, Çeşmebaşı’ndan Kıralioğlu Hüseyin Odabaş, İmamoğlu Emin Ağa, Ali Gökçe (Din Ali), Mustafa Bektaş, Hüseyin Kara, İsmail Çıtlak, Halil Bektaş, Ali Çıtlak, Mahmut Çıtlak, Ömer Önder, Recep Aksoy ve şu anda Hüseyin Bektaş.
Çeşmebaşı mahallesi 1932 tarihine kadar Daylı köyüne bağlıydı. O tarihte Daylı köyünden ayrılarak belediye sınırları içine dahil oldu. Verdili mahallesi de 1985 tarihine kadar Daylı köyüne bağlıydı. O tarihte Daylı köyünden ayrılarak müstakil muhtarlık olarak Ataköy ismini aldı.
Keza 1840 yıllarına kadar Tepeköy, Devge, Terzi Ali ve Kaba mahallesi Daylı köyüne bağlıydı. Tanzimat devriyle başlayan idari ve coğrafi taksimat neticesinde Daylı köyünden o tarihte ayrıldı.
Köyümüzün 40 sene öncesine kadar iki tane yaylası vardı. Alaca ve Taşboğazı yaylası yüzyıllarca köyümüz halkına ait hayvanlara bu iki yayla otlaklık görevi yaptı. 1960 tarihlerinden sonra bu yaylalar yanlış davranışlar sonucu köyün tasarrufundan uzaklaştı.
Köyümüzden göç edip nesilleri kesilen sülaleler; Kalyoncu oğulları, Topuz oğulları, Solaman oğulları, Sarı Mustafa oğulları, Yunus oğulları gibi bazı sülaler başka bölgelere göç ettiler.
Köyümüzün ilk camisi 1810 tarihlerinde aşağıdaki mezarlıktaki büyük kavak ağacının yanına İmam oğlu Mehmet Önder tarafından inşa edildi. O tarihe kadar köy halkı Cuma namazını kılmaya Çavuşlu nahiyesine gidiyordu. Çünkü berâtı olmayan camide hoca cuma namazı kıldıramazdı. Köyün ilk hocası olan İmam oğlu Mehmet hocanın İstanbul’dan alınmış berâtı vardı. Berât, bir çeşit diploma ve ehliyet belgesidir. Bu ilk cami 80 seneden fazla yani 1890 yıllarına kadar aşağıdaki mezarlıkta hizmet verdi. Daha sonra bu köy camisi Hoca Hasan Efendinin başkanlığında bugünkü yerine nakledildi. Köy halkınca elbirliğiyle yapılan bu taş bina 1985 yılına kadar köy halkına hizmet etti. 1985 tarihinde devlet tarafından bugünkü cami eski caminin yerine inşa edildi.
Ayrıca Gülle Kıran mahallesindeki Yeni cami de 1997 yılında hayırsever vatandaşların katkısıyla yaptırıldı.
Öte yandan 1903 yıllarında köyümüze büyük bir medrese yapıldı. Bu medrese Rus işgalinde tahrip edildi. Medresenin arsasına bugünkü köy ilkokulu yapıldı.
Köyümüzde mısır ve buğday öğütmek için birçok su değirmenleri vardı. Veli değirmeni, Hamza değirmeni, Abdaloğlu, Aycı oğlu, Veli oğlu Recep, Alidalman, değirmenleri kış mevsiminde ve yağmurlu havalarda köyün ihtiyacını karşılardı. Yaz mevsiminde büyük deredeki çifte değirmenlere gidilirdi.
Köyümüzün sağlık evi 1975 yıllarında yapıldı. İlk araba yolu kazma kürekle 1965 yıllarında köy halkının katkısıyla gerçekleşti.
İkinci Dünya savaşı yıllarında yani 1939-1945 yılları arasında köyümüz halkı ve çevremiz ekonomik yönden yani yiyecek içeçek bakımından çok acı çileli ve ızdıraplı günler yaşadı. O günlere kıtlık yılları diyoruz.
İçecek yiyecek karne ile vesika ile verilirdi. Açlıktan ölen çok oldu. 1940 senelerine kadar halkımızın en büyük ihtiyaçlarından biriside yakacak yani odun sorunuydu. O zamanlarda köyümüzde bugünkü gibi ağaçlık ve ormanlık yoktu. 1900 yıllarından önce ise halkın kışlık odun ihtiyaçlarına kadar sık ağaçlarla ormanlarla kaplıydı.
1940 senelerine kadar köy halkının en önemli besin maddelerinden biriside pekmezdi. Köy halkı pekmezi dut ve üzümden elde ederdi. Köyde dut ağacı çok fazlaydı. Hatta dut ağacı sayesinde köyde ipek böceği de yetiştirilirdi. Bir üzüm ağacı iki günde zor toplanırdı. Yani bir üzüm ağacından iki yüz kilodan fazla üzüm toplanırdı.
Köyümüzün gerçek ismi nedir nereden geliyor anlamı nedir; Daylı köyüne bazıları Daylı köyü bazıları Dayı Ali köyü, bazıları da Dağlı köyü diyorlardı. Bunlar tartışma konusudur. Yalnız Daylı kelimesinin sözlük, lügat anlamı "yüksek tepeler üzerine kurulmuş suyu bol havadar yerleşim alanı" demektir.
1950 yıllarına kadar köyün çarşı yolu, aşağıdaki mezarlıktaki taş mezarlığın yanından geçen patika yol idi. Daha sonra ve Zıva köylülerinin de katkısıyla çeşme başından geçen köy yolu yapıldı. 1950 tarihine kadar onbeş Zıva köyü halkı çarşıya Daylı köyünden gidip gelirlerdi. O tarihte Zıva köylülerine devlet araba yolu yapınca onlar artık Daylı’dan geçmez oldular. Her savaşta olduğu gibi İstiklal Savaşı da başlayınca köyümüzde birçok köy gençleri düşmanı yurdumuzdan çıkarmak için Topal Osman Ağanın alayına gönüllü asker yazıldı. Yurdumuzun kurtarılmasında ve Cumhuriyetin kurulmasında bu Kuvâ-yi Milliyeci çetelerin büyük hizmeti oldu. Bu Kuvâ-yi Milliyeci çetelerden Velioğlu Yusuf Çavuş 30 Ağustos1922 tarihinde Afyon’da şehit düştü.[3]
O sıralarda halkın başlıca geçim kaynağı hayvancılığa ve tarım işlerine dayanıyordu. İmam Mehmet’in torunu Posta Telgraf nazırı yani Ulaştırma bakanı İmamoğlu Hasan Âli Efendi’nin Görele’ye çok büyük hizmetleri oldu. Nazır Hasan Âli Efendi Daylı köyünde doğdu, Daylı köyünde büyüdü. Nazır olunca Daylı köyünden bazı kişiler İstanbul’a giderek onu buldular. Ondan iş ve memuriyet istediler. Her gideni boş çevirmedi. Herkese bir iş verdi. Ayrıca Görele 1875 tarihine kadar Tirebolu’ya bağlı bir bucak olarak yönetiliyordu. İşte o günlerde Müştâk Efendi başkanlığında yedi kişilik bir heyet Görele’yi ilçe yaptırmak için İstanbul’a Nazır İmamoğlu Hasan Âli Efendi’ye gidiyorlar. Kendisinden Görele’nin Tirebolu’dan ayrılarak bir ilçe olmasını talep ve rica ediyorlar. Nazır amcamız bu teklifi çok olumlu ve hoş karşılıyor. Padişah II.Abdülhamit’den Görele’nin ilçe olma emrini alarak Görele’nin ilçe olmasını gerçekleştiriyor.
Milli Eğitim eski Bakanlarından Hasan Âli Yücel işte bu nazır amcamızın torunudur. Hasan Âli Yücel de Karadeniz’in hiç bir ilçesinde ortaokul yokken O 1945 tarihinde Görele’de ortaokul açtı. O tarihlerde çevre ilçelerin öğrencileri Görele’ye gelerek tahsil yaparlardı. Şu anda biz İmam Mehmet’in torunlarının bir kısmının soyadı Öner ve bir kısmının da soyadı Önder’dir. Ayrıca Çeşmebaşı mahallesinde oturan en yakın akrabalarımızdan Karacanın İbrahim amcalarımızın soyadı ise Karaca’dır. Ataköy’deki İmamoğullarının ekseriyetle soyadı Öner’dir.[4]